Ders 8
Bismillahirrahmanirrahim
Allah (c.c.) Ruh’ları alaca bir karanlıkta
yarattı. Ve onlara sordu “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” O zaman her ruh
( Kalu Belada) Rabbini gördü, tasdik etti ve bütün ruhlar evet manasına
“BELA” dediler.
Rabbimiz her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir ki,
hiçbir şeyi kullarının arzusu hilafına yapmadı . çünkü çok şerefli
yarattığı insana zulüm murat etmedi.
Adalet sıfatı gereğidir ki, bütün ruhların (evet)
tasdiklerinin derece bakımından aynı olmadığını bildiğinden, onlara
Levhi Mahfuz’da Kur’an-ı Kerimi belletti.
Muradı olan insanı yarattı, onlara herkesin
bellediklerini beyan etmelerini emretti.“Bellediklerinizi yazın. Bu sizin
Rabbinizle yapmış olduğunuz akdinizdir.
Bu kadar güzel nimetlerimi gördüğünüz halde neden
onları istemediniz, inkar ettiniz?” diyerek onlara güzel ve temiz
nimetlerini bir kere daha sayarak celallendi.
Her Ruh-Rabbi ile yapmış olduğu bu anlaşmada
tercihleri doğrultusunda fıtratlarını kendileri belirlemiş oldu.
Onlar için tercihlerinin doğrultusunda amel etmek üzere
Rabbimiz, göğü yükseltti, yeri döşedi. Noksansız yarattığı kainatta tüm
mahlukatın istifadesine sunulmadık hiçbir şeyi bırakmadı.
Tüm
kainatı Rabbimiz Arş’ı, Semayı ve Arz’ı ikişer günden toplam altı günde
yarattı.
Her şeyin aslını
arşında Levh’i saklı tutmak üzere hikmeti ve ilmi ile muradı gereği her
şeyi zıddı ile bilenen misal alemini,
Ay, Güneş, yıldızlar,
felekleri, zaman mefhumunun bilinmesi...
Bulutları, sırları
ile su deposu..
Rüzgarları bir
hareket vasıtası, olarak tanzim ederek İsrafil ve ordularının emrine;
Arz’ı da dağları
direk, aralarını yollar, içlerini kullarının ihtiyacı olan türlü
madenler ile doldurup bir ambar misali sırrı ile kilitledi.
Denizler, göller,
nehirler, solunum organları ormanlar..
Her çeşitten dişili
erkekli bitkiler..
Bunların devamını
ve koruma görevini yüklediği cins ve sayılarını ancak kendisinin bildiği
hayvanları...
İnsan ve cinler de dahil olmaz üzere kefil olduğu o
alemde yaşayan, o alemin ölümünü tadarak berzahı terk edecek ruhların kabrini...
İlk beşer ruhunun dünya aleminde gireceği ilk kabri
kendi kudret elleri ile dünyadan Azrail vasıtası ile getirttiği (siyah, kırmızı,
sarı ve beyaz) renkli topraktan balçık halindeki çamurdan hikmeti, ilmi ve
muradı ile ona en güzel şekli verdi.
Bu berzahın ilk ölümünü tadacak, berzahı ilk terk
edecek, Rabbinin gir emrini alacak ruhun yoktan yaratılmış, kendinden sonra, ölümü tadacak
ruhların kabirlerinin imalatçısı, ilk ustanın ilk halifesi, aynı zamanda
kainatın yaratılma sebebi yüce Allah’ın sıfatlarının esmalarının
nurunun cem’inin emanetçisi.
Berzahın ölümünü tatmayacak tek Ruh’un sırrı ile
canlanacak yolculuk kabri, kainatın kaderinin taşıyıcısı, Dünya denen
gezegene ilk gelen uzay gemisi.
İlk astronot yine bundan sonra gelecek kabir imalatının
devamını sağlayacak İki Astronotu indirecek kabini taşıyan Adem ve Havva.
Bunun içindir ki,
insan için bir imtihan alemine seferler başlamıştır.
Geldikleri alem, dünyaya geliş sırrını bekleyen
ruhların karargahı, Alemi Berzah, Ruhlar alemidir. Her ruh orada kavim kavim
ayrılmış, diridir, birbirini görür, bilir ve tanır.
Sırası gelen Rabbimizin emri ile bir melek tarafından
imtihan dönemini tamamlamak için belli bir müddet kalmak üzere bu aleme yola
çıkar.
İşte bu onun hakiki alemdeki ölümüdür.
İnsan nasıl bu alemden gitmek istemez ise, o alemden de
gelmek istemez.
Rabbimizin hikmeti ile yine takdir edilen bir mezara gömülen
(ana rahminde teşekkül eden insan bedeni)’ne yine Rabbimizin (OL) emrini
alan o ruh girer ve dünyaya gelir.
Yani o alemde ölümü tatmış. Bu alemde doğmuştur.
Bu alem ona yabancıdır.
Haller ve şekiller başka, hava başka, bunu hisseder,
dar bir kapıdan kayarak çıkmıştır.
Bir anda bütün bedeni hava ile dolar ve basar feryadı.
Zaman durmaz çalışır.
Ona takdir edilenler bir bir, an an belirli yerlere ve
belirli miktarlarda bırakılır.
O bunu arar, bulur, sebeplenir.
O bundan ne bir fazlasını bulabilir, ne de başka bir
kimse bunu ondan esirgeyebilir.
Dünya bu yeni gelen misafirlerine süslenmiş, kur yapan güzel bir kadına
benzer.
Ona bütün süsleri ile cömert davranması ile hoş görünüp
onu elde etmeye çalışır.
Yüce Allah (c.c.) insanı şerefli, güzel ve temiz
yaratmıştır.
Onun güzelliğinde hiçbir mahluk yaratılmamıştır.
Gelişen, güzelleşen bedeni ile ilişkisini arttıran
Ruhu yavaş yavaş Bela (EVET) ahdini unutur, beyan edip altına mührünü
bastığı kaderini yaşamaya başlar.
Adem babamızdan bu yana kadar gelen hiç bir insanın baş
parmağındaki mührü biri birinin aynı değildir.
O ilk ölümün izleri, üzüntüleri silinir. Doğduğunu
sanır, doğum günlerini kutlar, gerçekte bu onun sahte bir alemde sahte bir
doğumdur.
İmtihan için gelmiştir.
Bir gün gelecek
bu dünyada kalma zamanı da bitecek, bu dünyanın da ölümünü tadacak.
Geldiği yere dönmek üzere yola çıkacaktır.
Ruhu asli makamına giydiği elbisesi ise dünyadan aldıklarını,
dünyaya iade etmek üzere mezara konur.
Koyanlar burayı mezarlık, koydukları yeri de mezar
zannederler.
Bu bir mezar değil, çukurdur.
Dünya gelene yedirmiştir. Gideni de yedirecektir. Bu
onun Rabbinden aldığı emrin gereğidir.
Dünyanın sahte güzelliklerine
aldanmayan, süslerine kanmayan, asli ahdine sadık, belirli bir zaman kaldıktan
sonra tekrar bu dünyanın da ölümünü tadarak gideceğinin idraki içinde,
bu dünyada ölü gibi yaşar.
Bela (evet) ahdini
hatırlar, Rabbini bilir.
Ruhunun beyanı ile kader çizgisi doğrultusunda mal, mülk,
çoluk, çocuk, süs, güzellik, hiçbiri ile nefsi sevgi bağları
olmadan, ilk girdiği kabrinde gezdirilen, yedirilen, içirilen, kendi ve başkalarının
kaderleri ile ilgili bu alemdeki görevlerinde kullanırlar.
Ölü, ölüdür.
O hala ilk ölümünün üzüntüsünde onlardan ayrılmanın
üzüntüsü içindedir.
Oraları düşünür. Rabbini düşünür.
O gördüğü eşsiz Cemale kavuşmak için bu
alemdeki ölümünü, onu uğurlayacakları mezar denen bir kapının açılmasını
bekler.
İmtihan devam eder.
Ezeli alemde neler talep etti ise hepsini bu alemde
bulur.
Evlenir, malı, mülkü olur, ana, babası ile uzun zaman
beraber olur. Çocukları olur.
Bütün bunların hepsi bilen için birer imtihan,
bilmeyen için kendinin kazanıp sahip olduğu zenginlikleridir.
Kimisi bunları sever, fakat Rabbinin ikramı olduğunu
bilir. Fakat çalışmasının karşılığı sanır. Kimisi de (haşa) Rabbini
hiç yok sayar. Bunlar hep kendinindir, onları kimse elinden alamaz.
Ona ne ölüm vardır, ne Allah (c.c.) (haşa) ne de öldükten
sonra dirilmek.
İşte bunlar o ilk günde kafir damgasını yiyenlerdir.
Orada dediklerini burada hareketleri ile tasdik etmişler, cehennemliklerden
olmuşlardır.
Cennetlik te olsalar, Cehennemlik de
olsalar Rabbimizin muradı gereği, hepsinin dünyadan çıkarılma emri
AZRAİL ve ORDULARINA verilmiştir.
Ne mutlu O ruhlar aleminde gelirken ölüp de burada bu sahte aleme gözlerini
açmayıp ölü olarak, ölümünü bekleyip, tekrar geçici ölümü tadanlara.
İşte onlar bu alemde, öldükleri anda ilk geldikleri
anda ilk geldikleri aleme kavuşacaklar, dirilecekler o hesap gününe kadar da
diri olarak bekleyecekler, ebedi ölümsüzlüğe cennetle müjdelenenlerden
olacaklar.
Dünya bunlara verdiklerini alamaz, toprak ve toprakta yaşayanlar
bunları yiyemez.
Bunlardan öyleleri vardır
ki, ölürler öldüklerinden haberleri yoktur.
Bu aleme geldikleri
gibi hemen geri dönerler, bu da Rabbimizin bir takdiridir, işte bunlar kısa
bir müddetle de olsa onun gelmesine sebep olan ana ve babasının kurtarıcısı
ve şefaatçısıdır.
Gözü aydın olsun o
ananın ve babanın.
Tabii Rabbini bilip
ondan geldiğini ve takdir onun olduğuna inanan için.
Rabbimiz
cümlemizi ölümünü, ölümle birleştirip, ölmeden evvel ölenlerden, ölümünü
de doğarak, doğumu ile birleştirerek kutlayan kullarından etsin. Amin...